Öğrencilerden
Öğrencilerimizin bize yazdığı hikâyeler ve kısa metinler.
Sen de yorumunu paylaş
EnglishWebster ile ilgili deneyimini, kısa hikâyeni veya tavsiyeni bize gönder.
Erasmus + Málaga Rehberi: Başvurudan Vizeye Tüm Süreç
Helin Gençer
Merhaba, ben Helin. Çağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. sınıf öğrencisiyim ve Erasmus+ KA131 kapsamında İspanya/Málaga'da öğrenim hareketliliğine hak kazandım. Benim de Erasmus başvurularını ilk...
Erasmus + Málaga Rehberi: Başvurudan Vizeye Tüm Süreç
Helin Gençer
Merhaba, ben Helin. Çağ Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3. sınıf öğrencisiyim ve Erasmus+ KA131 kapsamında İspanya/Málaga'da öğrenim hareketliliğine hak kazandım. Benim de Erasmus başvurularını ilk araştırırken aklımda birçok soru vardı ve nereden başlayacağımı bilmiyordum. Bu paylaşımımda sizlere başvuru sürecimden gidişime kadar neler yaptığımdan bahsedeceğim.
Erasmus+ KA131; yükseköğretim öğrencilerinin Avrupa Birliği ülkelerinde öğrenim veya staj yapmalarını sağlayan, hibeli bir uluslararası değişim programıdır. Bu programa başvurabilmenizin ilk şartı ortalamanızın 2.20'nin üzerinde olmasıdır. Sonrasında okulunuzun akademik takviminden Erasmus başvuru tarihlerine bakmalısınız. Erasmus başvurunuzu nereye yapacağınız üniversiteden üniversiteye değişiklik gösterebilir (benim üniversitemde Turna Portal üzerinden başvuru yapılıyordu); bunu okulunuzun Erasmus ofisine sorarak öğrenebilirsiniz. Ayrıca tüm süreçte size yardımcı olacak okulunuzun Erasmus yönetmeliğini okumanızı da tavsiye ederim.
Başvurularınızı yaptıktan sonra programa hak kazanmanız için okulunuzun yapacağı Erasmus sınavını geçmeniz gerekir. Başvurunuzu tamamladıktan sonra okulunuzun duyurular kısmını takip edebilirsiniz; muhtemelen orada sınavın içeriği, notlandırma sistemleri vb. hakkında size bilgi verilecektir. Genel olarak içerikten bahsedecek olursak sınav; listening, reading, writing ve speaking kısımlarından oluşur. Burada yine okulunuzun sayfasından örnek Erasmus sınavını çözmenizi şiddetle tavsiye ederim çünkü çok benzer bir sınavla karşılaşabilirsiniz. Benim girdiğim sınavda, speaking kısmına geçebilmemiz için ilk 3 kısımdan toplam 35 ve üstü bir puan almamız gerekiyordu. Speaking de bittikten sonra puanınız hesaplanır: %50 ortalamanız + %50 girdiğiniz sınav şeklinde. Sonucunda 70'in üzerinde bir puan aldıysanız, tebrikler, asillerdesiniz! (Puanlamada okuldan okula farklılık olabilir. Dediğim gibi; özellikle bölümünüze göre okulunuzun kaç kişiyi gönderdiği, ne kadar asil ve yedek kontenjanı olduğu tamamen değişkenlik gösterebilir.)
Gelelim işin biraz daha eğlenceli kısmına: Gideceğiniz ülke ve üniversiteye karar vermek. Bu noktada araştırmanız gereken şey; üniversitenin gitmek istediğiniz ülkede hangi şehirde bulunduğu, yurt imkanının olup olmadığı; eğer yurt imkanı yoksa çevre kiralarının durumu ve bölgenin güvenilir olup olmadığıdır. Konaklama ile ilgili (veya aklınıza takılan herhangi bir konu için) karşı okula mail atmaktan çekinmeyin. Okul bu konuda size yardımcı olup yönlendirebilir. Yine gideceğiniz şehirdeki ESN (Erasmus Student Network) sayfasını da takip etmenizi tavsiye ederim. Orada bizler gibi birçok farklı ülkeden gelen Erasmus öğrencileri bulunuyor; bu hem yeni insanlar tanımak hem de onların deneyimlerinden yararlanmak için iyi bir fırsat sunuyor.
Ayrıca gideceğiniz okulun hangi dilde eğitim verdiğine de dikkat etmeniz gerekir. Bazı üniversiteler sadece kendi ana dillerinde ders açabiliyorlar. Gitmek istediğiniz üniversitenin web sitesine bakmanızı öneririm, oradaki süreç hakkında size birçok bilgi verecektir. Gideceğiniz ülke (eğer hibeye hak kazandıysanız) alacağınız hibe miktarını da belirler. Ülkeler 1. grup ve 2. grup olarak ikiye ayrılır; hibe miktarları okuldan okula ve hatta bölümler arası değişiklik gösterebilir. 1. grup ülkelerde alacağınız hibe miktarı 2. gruptan daha fazladır ama bu miktar zaten ülkedeki geçim durumuna göre hesaplanır. Peki, sadece hibe yeterli mi? Gideceğiniz ülkeye göre değişir fakat bana göre pek yeterli değil; özellikle kiraları biraz yüksek bir yerdeyseniz muhtemelen hibeniz kira ve faturalara gidecektir. Karşı okulla olan başvuru süreci genellikle Erasmus koordinatörünüzle birlikte yürütülür.
Kalan son aşamamız vize… Biraz sancılı bir süreç fakat doğru adımlarla hareket ederseniz rahatlıkla halledebilirsiniz. Öncelikle yapmanız gereken en önemli şey, vize başvurusu yapacağınız merkezin web sitesine girip şartları ve yapmanız gerekenleri okumaktır. Süreç ülkeden ülkeye tamamen farklılık gösterebilir. Web sitesinde vize için gerekli belgeler yazar fakat bazen bu bilgiler o kadar açık olmayabilir. Emin olamadığınız bir noktada kesinlikle başvuru merkezini arayıp sormalısınız. En doğru bilgiye sadece oradan ulaşabilirsiniz çünkü şartlarda aydan aya bile değişiklik olabiliyor. Ret yememek ve sıkıntı çekmemek için bu en doğru yol olacaktır.
Benim genel olarak süreçle ilgili anlatacaklarım bu kadar. Sormak istediğiniz şeyler olursa çekinmeden mail atabilirsiniz (helingencer2004@gmail.com). Şimdiden başarılar diliyorum :)
Geleneksel Eğitimden Dijital Araçlara: İngilizceyi Yeniden Keşfetmek
Esra
Bir Dil Bir İnsan… Merhaba, ben Esra. 1987 Mersin doğumluyum. Uzun yıllardır İngilizce ve başka yabancı dilleri öğrenmek için eğitimler aldım. Hâlâ da kendi çabalarımla dil gelişimi sağlamak ve var...
Geleneksel Eğitimden Dijital Araçlara: İngilizceyi Yeniden Keşfetmek
Esra
Bir Dil Bir İnsan…
Merhaba, ben Esra. 1987 Mersin doğumluyum. Uzun yıllardır İngilizce ve başka yabancı dilleri öğrenmek için eğitimler aldım. Hâlâ da kendi çabalarımla dil gelişimi sağlamak ve var olanı koruyabilmek adına çalışmalar yapıyorum. Sizlere elimden geldiğince dil öğrenimi sürecimi anlatacağım.
İngilizce ile aslında erken yaşlarda tanıştım. Benden 3 yaş büyük ağabeyimin gittiği kolejde aldığı İngilizce dersi, evimizde ara ara da olsa bu dil ile ilgili çalışmalara neden oluyordu. Babam ve annemin İngilizce biliyor olması, evde ağabeyime yardımcı olmaları ve aralarına beni de almaları benim için büyük bir avantajdı. Fakat sonrasında işler biraz karıştı. Doğal bir yolla ilerleyen İngilizce kelime hazinem, okula başlamamla birlikte çok karmaşık bir hale dönüştü. Yaşımın ilerisinde, bilgi seviyemin üzerinde olan gramer dayatmaları, tabiri caizse beni bu dilden nefret ettirdi. Evet, dil eğitiminde zorlamak her zaman iyidir ama fazla zorlamak umutsuzluğa da neden olabiliyor. Bazen sadece basit düşünmek gerekiyor. Bizim her şeyi mükemmel yapmamız gerektiğini düşünen öğretmenlerimiz ve eğitim sistemimiz, eminim benim gibi çoğu kişinin bu dile ya da matematik ve fizik gibi derslere olan mesafesini artırdı. Belki yeni nesil buna çok maruz kalmadı ama bizler "-de/-da" ekini ayırmadan yazılıdan tam not alamazdık. Dil eğitiminde konuşma ve pratiğin bir kenara itilip hep gramer üzerine yoğunlaşılması bence yapılan en büyük hataydı.
Tabii ki imkânların sınırlı olması da bu süreci zorlaştırıyordu. Şimdiki gibi internet olmadığı için konuşma ve dinleme pratiği yapma şansımız olmuyordu. Bol bol İngilizce mektup yazıyorduk. Evet, yazılı olarak kendimizi geliştirdik ama konuşma ve dinleme olmadan insan tam olarak başarılı olduğunu hissedemiyor. Bir yabancı ile karşılaştığınız zaman donup kalıyor ve kendinizi başarısız hissediyorsunuz. Üniversite dâhil, bu düşüncem hiç değişmedi. Kaldı ki üniversiteden sonra girilen YDS sınavı için iyi bir gramer bilgisi yeterli olduğundan, YDS için ders alıp üç dört ayda istediğim puanı aldım. Ama ben hâlâ tam anlamıyla konuşamıyordum.
Peki, bunu değiştirdim mi? Evet, değiştirdim diyebilirim. Şimdi yeni bir doktora başvurusu için dil sınavına hazırlanıyorum. Şöyle bir durum var; yüksek lisans için dil sınavında başarılı oluyorsunuz ancak yüksek lisans bitince doktora için tekrar sınava tabi tutuluyorsunuz. Eğitim sistemi ve sınavlar o kadar ezbere dayalı ki, üç yıl önce başarılı olduğunuz bir sınavda aynı başarıyı tekrar gösteremeyebiliyorsunuz. Çok komik değil mi?
Yine bir sınava hazırlanıyorum. Bizim nesil iyi bilir; biz devamlı sınava hazırlanırız. Bu sefer "Ben bu dili öğreneceğim," dedim. Sadece gramer başarısı ile değil; konuşmada ve dinlemede de başarılı olacağım. Bunun için birçok video izledim, kendime bir yol haritası belirledim. Gerekli kaynakları araştırıp temin ettim ve aslında doğru kaynaklarla dil öğrenmenin gerçekten çok keyifli bir süreç olduğunu fark ettim. "Yarın yazılı var, bu dersten iyi not almalıyım" kaygısı olmadan çalışınca her şey çok daha keyifli oluyor. Tabii bu süreçte en büyük destekçim internetin varlığı. Sayısız video ve kaynağa ulaşma imkanınız var.
Akademik Başarıdan Almanya'ya: İngilizce ile Yaşamak
İrem Özel
İngilizce, varlığımın farkında olduğum zamandan beri hayatımın bir parçası olmuştur. İngilizceyi sevmek, daha ötesinde öğrenmeyi sevmek, kişinin zamanla kendi sistemine ekleyebileceği bir yetenektir....
Akademik Başarıdan Almanya'ya: İngilizce ile Yaşamak
İrem Özel
İngilizce, varlığımın farkında olduğum zamandan beri hayatımın bir parçası olmuştur. İngilizceyi sevmek, daha ötesinde öğrenmeyi sevmek, kişinin zamanla kendi sistemine ekleyebileceği bir yetenektir. Yıllar içerisinde daha çok araştırarak ve daha çok öğrenerek, İngilizceye çalışırken aldığım eğlencenin katlanarak arttığını fark ettim. Üniversitede okuyacağım bölümün eğitim dilinin özellikle İngilizce olmasını istedim ve Dokuz Eylül Üniversitesi'nde bütün derslerin İngilizce verildiği İktisat bölümüne başladım.
Bugün konuşabildiğim İngilizcenin gelişmesinde, bu dili gün içerisinde düzenli olarak kullanmak büyük katkı sağlamıştır. Haberleri İngilizce yayın yapan kanallardan takip etmek, araştırılacak herhangi bir konuyu İngilizce yazılmış kaynaklardan öğrenmek, dinlenilen İngilizce şarkıların sözlerine bakmak ve notları İngilizce yazarak almak; gerçekleştirdiğim ve herkesin gerçekleştirebileceğini düşündüğüm önemli eylemlerden sadece birkaç tanesi. Elbette derslerin tamamıyla İngilizce öğretildiği bir alanda 5 yıl boyunca emek vermek de bu alışkanlıkları geliştirmemde büyük rol oynamıştır. İngilizce düşünmeye başlamak, zaman içerisinde başardığım ve önceden de bahsettiğim eylemler sayesinde zihnime yer etmiş bir gerçeklik halini aldı. Erasmus+ sınavına girdiğimde, sınav sistemlerinin benzer olması nedeniyle IELTS'e hazırlanıyormuş gibi çalışmıştım ve karşılığında tatmin olduğum bir sonuç elde ettim. Son olarak eklemek istediğim şey şudur ki kendi kendime İngilizce konuşmak, sonradan farkına vardığım üzere, aslında dili konuşabilmemde en başından beri büyük bir fayda sağladı.
İngilizceyi konuşabilmek; bölümden mezun olurken ilk üçte yer almamı ve Almanya'da bir dönem boyunca çalışmalarıma devam etmemi mümkün kılan temel yapı taşlarından bir tanesidir. Henüz kendi İngilizce seviyemi resmi bir sınavla kanıtlamamışken, İngilizcenin nasıl öğrenileceği hakkında kesin hükümler vermem doğru olmayacaktır. Bunun ışığında şu noktaya dikkat çekmek istiyorum: Her bireyin öğrenme yolculuğu birbirinden farklıdır; İngilizceyi neden öğrendiği, onunla ne yapacağı ve daha bir sürü soru her birey için farklı cevaplanır. Bazen daha birkaç gün önce öğrendiğiniz bir kelimeyi nerede kullanacağınızı unutursunuz ya da sürekli üzerinde çalıştığınız bir dil bilgisi kuralını hâlâ yanlış uygularsınız. Bu, İngilizce seviyenizin kötü olduğu ya da ilerlemediği anlamına gelmez. Bu sizin hâlâ öğrendiğinizi ve zihninizde o bilgilerin daha sağlam bir zemin üzerine inşa edileceğini gösterir. Bu da ana dilimizde olduğu gibi İngilizcede de öğrenmenin sonunun olmayacağının kanıtıdır.
Sınav Odaklı İngilizceden Kruvaziyer Acentasına: Turizmde Dilin Pratik Gücü
Cemre Kaynı
Merhaba, ben Cemre. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Turizm Rehberliği bölümü mezunuyum ve 22 yaşındayım. Üniversiteye başladığımda önümde net bir yol haritası yoktu; benim için o dönem en önemli...
Sınav Odaklı İngilizceden Kruvaziyer Acentasına: Turizmde Dilin Pratik Gücü
Cemre Kaynı
Merhaba, ben Cemre. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Turizm Rehberliği bölümü mezunuyum ve 22 yaşındayım. Üniversiteye başladığımda önümde net bir yol haritası yoktu; benim için o dönem en önemli şey sınavda başarılı olmaktı. Sınav sürecinde tüm potansiyelimi ortaya koyamadım; ne istediğimi iyice düşünerek ve şartların beni götürdüğü yerden üniversite hayatına başladım. İngilizcem sınav odaklı olarak yazılı anlamda vardı ancak pratikte zamanla şekillenecek gibiydi.
Eğitim sürecim ilerledikçe turizm alanında önemli bir gerçeği fark ettim: Bu meslekte asıl farkı yaratan şey, sahaya ne kadar erken indiğiniz ve dili ne kadar aktif kullandığınız oluyor. Fakültemiz Kuşadası'ndaydı ve üçüncü sınıfımın yazında Ramada Resort by Wyndham Oteli'nde resepsiyonist olarak çalışmaya başladım. Bu benim için sektöre atılan ilk ciddi adımdı ve hem İngilizce hem de hayat tecrübesi açısından beni çok geliştirdiğine inandığım bir başlangıç oldu.
İngilizceyi alıştığım gibi ders için değil, iletişim kurmak için kullanmak durumunda kaldım. Misafirlerle konuşmak, onların problemleriyle ilgilenmek, giriş-çıkış işlemlerini yapmak derken İngilizce günlük hayatımın bir parçası haline geldi. Eğitim hayatım boyunca daha çok sınav odaklı bir İngilizce bildiğim için bu süreçte dil benim için bir korku olmaktan çıktı.
Daha sonra mezun olmadan önce bir tur acentesinde işe girdim ve rehber koordinasyon bölümünde çalıştım. Bu deneyim bana network sağladı ve gelecekteki birçok meslektaşımla birlikte çalışma fırsatı verdi. Rehberlik mesleğine bir adım daha yaklaştığımı hissettim, mesleğin mutfağını görmüş oldum. Bu süreçte pişman olduğum tek şey ise Erasmus'a başvurmamış olmamdı. Çalışıyor olmam nedeniyle bu fırsatı göz ardı ettim ve ileride kendi imkânlarımla gidebileceğimi düşünerek başvurmadım. Şu an olsa, şansım varken Erasmus'a da başvurmak isterdim.
Mezun olduktan sonra, hâlen çalışmakta olduğum kruvaziyer gemi acentesinde işe başladım. 2025 mezunuyum ve burada yaklaşık 8 aydır çalışıyorum. Gemilerin mürettebatı ve yolcularıyla, medikal süreçlerle ilgili olarak aktif şekilde İngilizce yazışmalar yapıyorum. Pasaport ve evrak işlemlerinde gemi mürettebatına destek oluyorum. Geriye dönüp baktığımda, özellikle turizm sektörü için erken başlamanın ne kadar büyük bir avantaj sağladığını net bir şekilde görebiliyorum. İngilizcenin temelini okulda, dershanede ve kendi bireysel çalışmalarımda edinmiş olsam da dili gerçekten oturtmamın maruz ve mecbur kalarak gerçekleştiğini fark ediyorum.
Benim serüvenim şimdilik bu şekilde. Şu anda ayrıca Turizm Rehberliği sınavına hazırlanıyorum ve en kısa zamanda profesyonel olarak rehber olmayı hedefliyorum. Yardımcı olabileceğim herhangi bir konu olursa her zaman buradayım; Mete Hocam yoluyla bana ulaşabilirsiniz. Sınavınızda ve hayat yolculuğunuzda hepinize başarılar diliyorum.
Fen Lisesinden YDT Başarısına: Stratejik Dil Çalışması ve Üniversite Tercihi
Deniz Akel
Merhaba, ben Deniz Akel. İstanbul Üniversitesi İngilizce Mütercim ve Tercümanlık bölümü 3. sınıf öğrencisiyim. Aslında hikâyem, çoğu dil öğrencisinden biraz farklı başladı. Lise eğitimimin ilk iki...
Fen Lisesinden YDT Başarısına: Stratejik Dil Çalışması ve Üniversite Tercihi
Deniz Akel
Merhaba, ben Deniz Akel. İstanbul Üniversitesi İngilizce Mütercim ve Tercümanlık bölümü 3. sınıf öğrencisiyim. Aslında hikâyem, çoğu dil öğrencisinden biraz farklı başladı. Lise eğitimimin ilk iki yılını Fen Lisesi'nde tamamladım; ancak sayısal derslerin arasında kaybolmak yerine, asıl tutkum olan dil alanına yönelmek için radikal bir karar alarak 11. sınıfta Açık Öğretim Lisesi'ne geçiş yaptım. Dışarıdan bakıldığında riskli, hatta delilik gibi görünen bu karar, aslında benim için dönüm noktasıydı. Fen lisesinden gelen o analitik düşünme yapısını ve problem çözme yeteneğini dil öğrenimine entegre ettim. Açık lisenin bana tanıdığı esnek zamanı sadece test çözerek değil, kendimi dile maruz bırakarak değerlendirdim. Bu stratejik ve disiplinli çalışma temposunun meyvesini de YDT'de çıkan 80 sorunun tamamını doğru cevaplayarak, yani 80'de 80 yaparak aldım.
Sınava hazırlanırken çoğunuzun düştüğü "ne kadar çok soru çözersem o kadar iyi olurum" tuzağına da değinmek isterim; bu çok yanlış bir düşünce. Günde 1000 soru çözüp dönüp hatalarına bakmayan birisi, aynı hataları tekrar tekrar yapmaya mahkûmdur. Hâlbuki günde sadece 10 soru çözüp o 10 sorudaki hatalarının peşinden koşan ve neden yanlış yaptığını analiz eden biri, her gün üstüne koyarak ilerler. Unutmayın; bu bir gecede bitecek bir sprint değil, aylar süren bir maraton. İnanın bana, tek bir kronik hatanızı analiz edip çözmek, körü körüne onlarca deneme çözüp durmaktan çok daha değerlidir.
Bu süreçte edindiğim bir diğer hayati tecrübe ise dile yaklaşımınızla ilgilidir. İngilizce veya herhangi bir yabancı dil, asla Türkçe ile karşılaştırılarak öğrenilmez. Biz Türkçeyi konuşurken nasıl gramer kurallarını düşünmüyorsak, İngilizce de zihninizde o kadar doğal akmalı. Şöyle bir örnek vereyim: "Apple" dendiğinde aklınıza önce "Elma" kelimesi, sonra meyvenin görüntüsü gelmemeli. Tıpkı Türkçede olduğu gibi, kelimeyi duyduğunuz an zihninizde direkt o kırmızı meyve canlanmalı. Aradaki o "Türkçe çeviri" katmanını kaldırdığınızda beyniniz dili işlemeye değil, yaşamaya başlar. İşte o zaman sınav kâğıdındaki şıklar birer "soru" olmaktan çıkıp anlamlı cümlelere dönüşür.
Tabii her şey sınavı kazanmakla bitmiyor; üniversite kapısından girdiğinizde bambaşka gerçeklerle yüzleşiyorsunuz. Geriye dönüp baktığımda, "şimdiki aklım olsa" dediğim en büyük pişmanlığım üniversite tercih sürecimdir. Sadece üniversitenin köklü ismine odaklanıp ders içeriklerini ve müfredatın güncelliğini yeterince araştırmamıştım. Çeviri sektörü teknolojiyle, yapay zekâyla ve dijitalleşmeyle her gün evrilirken; akademik eğitimin bazen bu hızın gerisinde kalabildiğini gördüm. Eğer tekrar tercih yapacak olsam müfredatı sektöre daha entegre, teknolojik gelişmeleri ve yeni çeviri araçlarını yakından takip eden bir üniversiteyi önceliklendirirdim.
Akademik hayatla ilgili kulağınıza küpe olmasını istediğim bir diğer konu da not ortalamasıdır. Çoğu öğrenci "ilk sene gezerim, sonra toparlarım" der ama tecrübeyle sabittir ki; 1. sınıfta ortalamanızı yüksek tutarsanız o kredi sırtınızda bir zırh gibi sizi korur. Dersler zorlaşsa bile ortalamanız kolay kolay düşmez. Ancak düşük başlarsanız sonradan ne kadar çabalasanız da o ibreyi yukarı çekmek, yokuş yukarı koşmak gibidir.
Fakat üniversite sadece dersliklerden ibaret değil. Müfredatın eksik kaldığı noktaları fark ettiğimde durup beklemek yerine, "Kendi kendimin öğretmeni olmalıyım" dedim. Özellikle online oyunlara olan tutkum ve Formula 1 merakım benim için birer ders materyaline dönüştü. Sektördeki açığı görüp "Oyun Yerelleştirmesi" alanına yöneldim ve okulun vermediği pratik bilgiyi online sertifikalarla, sektör eğitimleriyle ve dışarıdan projelerle kapatmaya çalıştım. Ayrıca içe kapanık bir çevirmen olmak yerine, ESN (Erasmus Student Network) Existanbul şubesinde yönetim kurulunda görevler alarak sosyal kaslarımı güçlendirdim. Farklı kültürlerden insanlarla iletişim kurmak, bir dili bilmekle o dili yaşamak arasındaki farkı bana çok net gösterdi.
Bu yola çıkacak arkadaşlara son sözüm şudur: Korkmayın, risk almaktan ve hata yapmaktan çekinmeyin. İngilizceyi geçilmesi gereken bir ders veya sınav olarak değil; sizi dünyaya bağlayan, oyun oynarken, film izlerken veya kariyer inşa ederken size eşlik eden bir yol arkadaşı olarak görün. Bana ulaşmak için belirtilen adres üzerinden istediğiniz konu hakkında mail atabilirsiniz, elimden geldiğince yardımcı olurum. Hepinize kariyerlerinizde başarılar dilerim!
Denizcilik Sektöründe İngilizcenin Önemi ve Kaçırılmaması Gereken Fırsatlar
Toprak Can
Merhaba, ben Toprak Can. Bülent Ecevit Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Denizcilik İşletmeleri Yönetimi mezunuyum. Uluslararası deniz taşımacılığı yapan bir forwarder firmasında dokümantasyon uzmanı...
Denizcilik Sektöründe İngilizcenin Önemi ve Kaçırılmaması Gereken Fırsatlar
Toprak Can
Merhaba, ben Toprak Can. Bülent Ecevit Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Denizcilik İşletmeleri Yönetimi mezunuyum. Uluslararası deniz taşımacılığı yapan bir forwarder firmasında dokümantasyon uzmanı olarak görev yapıyorum.
Bölümüm ve mesleğim çok kapsamlı bir iş yelpazesine sahip olup, İngilizce bilenlerin kendini öne çıkardığı bir çalışma sektörü sunmaktadır. Bu nedenle hedeflediğim yaşam standartları ve refah düzeyi göz önüne alındığında; İngilizceye ağırlık vermenin beni ileriye taşıyacağını biliyor, bunun için özel çalışmalarda bulunmam gerektiğini anlıyorum.
Aslında benim de bir Erasmus hayalim ve planım vardı; her şey hazırdı ve bu yapılamayacak bir şey değildi. Hatta bu süreci gerçekleştirmenin, ilerleyen dönemde kişisel CV'me ve başarılarıma ciddi katkısı olacaktı; ancak COVID-19 ve ülkeler arası karantina dönemi buna engel oldu. Yine de önünde böyle bir engel olmayan herkesin Erasmus, Farabi ve Mevlana gibi fırsatları mutlaka değerlendirmesi gerektiği düşüncesindeyim. Çünkü ben yapabilmeyi çok isterdim ve "keşke yapabilseydim" diyorum. Bu fırsatlardan herkes bahseder; kimisi çok kolay, kimisi ise çok zor der. Lakin sadece üşenmeyip eyleme geçenler kazanır ve farkını ortaya koyar. Bu tarz girişimler, öğrencilik ve mezuniyet sonrası iş ve özel hayatı pozitif yönde etkileyen adımlardır ve asla ertelenmemelidir.
İngilizce ya da başka bir dil fark etmeksizin, yeni bir dil öğrenmek; birden fazla medeniyeti, kültürü, düşünce ve anlama biçimini kavramak demektir. Bu süreç kolay ya da zor değildir; sadece emek gerektirir. Ben İngilizcemi kendi mesleki alanıma göre geliştiriyorum. Liman ve deniz operasyonları, navlun fiyatları, lojistik ağı, ithalat-ihracat tarafları arasındaki iletişimi sağlamak için gerekli bir teknik İngilizceye sahip olmak zorundayım. Ancak mesleğiniz ne olursa olsun, günlük konuşma ve kendinizi ifade edebilme becerisi de bir o kadar gereklidir. Çünkü fırsatın nereden geleceği belli olmaz; o anki İngilizce bilen tavrınız ile bilmeyen tavrınız, karşınıza çıkacak fırsatları değerlendirip değerlendiremeyeceğinizi belirler. Sonradan "keşke" demenizi hiç istemem.
Sizlerin fırsatları kucaklamanızı ve yeni kapılara her zaman hazır olmanızı dilerim. Kararsızlık içinde kaldığınız veya çekindiğiniz her anınızda yanınızda olmaya çalışacağım. Bana mail yoluyla ulaşabilirsiniz. Sınavlarınızda ve hayat yolculuğunuzda hepinize başarılar diliyorum.
Tıp Fakültesinden Milano'ya Uzanan Erasmus+ Staj Yolculuğu
Ahmet Berke Öztürk
Merhaba, ben Ahmet Berke Öztürk. Tıp Fakültesi (İngilizce Programı) 3. sınıf öğrencisiyim. Erasmus+ KA131 staj hareketliliği sürecine başlarken benim de aklımda çok fazla soru vardı: İngilizce...
Tıp Fakültesinden Milano'ya Uzanan Erasmus+ Staj Yolculuğu
Ahmet Berke Öztürk
Merhaba, ben Ahmet Berke Öztürk. Tıp Fakültesi (İngilizce Programı) 3. sınıf öğrencisiyim. Erasmus+ KA131 staj hareketliliği sürecine başlarken benim de aklımda çok fazla soru vardı: İngilizce seviyem yeterli mi, sınavı geçebilir miyim, gerçekten kabul almak mümkün mü, mail atarken hata yapar mıyım? Bu yazıda, kendi deneyimlerim üzerinden bu sorulara samimi cevaplar vermek istiyorum.
Öncelikle şunu söylemeliyim: Erasmus süreci gözünüzde büyüttüğünüz kadar korkutucu değil ama kesinlikle sabır ve disiplin gerektiriyor. Benim yolculuğum özellikle İngilizce sınav süreciyle başladı. Erasmus sınavım gramer ağırlıklı, test formatında bir sınavdı ve aynı zamanda kabul mektubu olan öğrenciler öncelikliydi. İlk başta "Seviyem yeter mi, yetmez mi?" diye çok düşündüm. Burada yaptığım en büyük hata; başlangıçta konuşurken (speaking) yanlış yapmaktan ve başarısız olmaktan korkmamdı. Sonradan fark ettim ki her gün az ama düzenli çalışmak, haftada bir gün çok çalışmaktan çok daha etkili. Günlük 2–3 saatlik odaklı çalışma, özellikle gramer ve konuşma pratiği üzerine yoğunlaşmak sınav için yeterli oluyor.
Staj Erasmus'u düşünenler için en önemli noktalardan biri de mailleşme cesareti. Açık söyleyeyim; ilk maillerimi atarken çok çekindim. "Yanlış mı yazıyorum, rahatsız mı ediyorum?" diye düşündüm. Ama şunu öğrendim: Akademik dünyada kibar ve net yazılmış bir mail asla rahatsız edici değildir. Ben de birçok yere mail attım; bazıları hiç dönmedi, bazıları aylar sonra döndü ama vazgeçmedim. Sonunda İtalya/Milano'da nöroloji bölümünden staj kabulü aldım. Buradan çıkarılacak ders şu: Cevap gelmemesi kişisel değil, sistemseldir. Israr değil, takip önemlidir.
Yanlış kararlarım da oldu. Bazen çok erken panik yaptım, bazen bir maili fazla kurcaladım. Ama süreç bana şunu öğretti: Erasmus'ta her şey %100 kontrolünüzde olmayabiliyor. Ofisler yoğun olabiliyor, onaylar gecikebiliyor. Burada önemli olan sakin kalmak ve süreci profesyonelce yönetmektir. Kabul mektubu, tarih değişikliği, vize gibi konular zamanla çözülüyor.
Yurt dışına çıkmak sadece akademik bir adım değil, aynı zamanda kişisel bir gelişim süreci. İngilizceyi gerçekten kullanacağınız, hata yapmaktan korkmadan konuşacağınız bir ortam. Şu an geriye baktığımda en büyük kazancım sadece bir Erasmus kabulü değil, kendime olan güvenimin artmasıdır.
Bu sürece girecek arkadaşlara en büyük tavsiyelerim: İngilizceyi "geçmem gereken bir sınav" olarak değil, "kullanacağım bir araç" olarak görün. Mail atmaktan korkmayın. Her gecikmeyi ret olarak yorumlamayın. Ve en önemlisi: Kendinize zaman tanıyın.
Hepinize bu yolculukta şimdiden başarılar diliyorum.
YDS ve e-YDS Karşılaştırması: Deneyimler, Avantajlar ve Öneriler
Deniz İşçi
Merhaba, ben Deniz İşçi. Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü'nden yeni mezun oldum. Akademik dil yeterliliğimi belgelendirmek amacıyla YDS'ye ve en son...
YDS ve e-YDS Karşılaştırması: Deneyimler, Avantajlar ve Öneriler
Deniz İşçi
Merhaba, ben Deniz İşçi. Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi İngilizce Öğretmenliği Bölümü'nden yeni mezun oldum. Akademik dil yeterliliğimi belgelendirmek amacıyla YDS'ye ve en son yapılan aralık ayı e-YDS sınavına katıldım. Bu kapsamda, her iki sınav uygulamasına ilişkin kişisel deneyimlerime dayalı değerlendirme ve geri bildirimlerimi paylaşmak isterim.
YDS'nin amfi tipi büyük salonlarda uygulanması, aday sayısı açısından avantaj sağlamakla birlikte; kalabalık ortam, çevresel gürültü ve dikkat dağıtıcı unsurlar nedeniyle benim açımdan odaklanmayı zorlaştırmıştır. Buna karşılık e-YDS'de bireysel kabinlerde sınava girmiş olmam, dikkatimi daha rahat toparlamamı ve sınav sürecine daha iyi odaklanmamı sağlamıştır. Ayrıca e-YDS'de sınav sonucuna hemen ulaşabilmem, özellikle akademik başvurularım açısından zaman yönetimini kolaylaştıran önemli bir avantaj olmuştur.
Zorluk düzeyi bakımından her iki sınavı da deneyimlemiş biri olarak, YDS ve e-YDS'nin içerik ve ölçme hedefleri açısından eş değer olduğunu düşünüyorum. Her iki sınav da benzer dil becerilerini ölçmekte ve adaylardan aynı düzeyde akademik dil yeterliliği talep etmektedir.
Buna karşın, e-YDS başvuru sürecinde ciddi sistemsel sorunlarla karşılaştım. Başvuru saatinde sisteme erişmeme rağmen, farklı cihazlar üzerinden defalarca denememe karşın başvurumu uzun süre tamamlayamadığım durumlar oldu. Ayrıca e-YDS merkezlerinin her ilde bulunmaması nedeniyle sınava girebilmek için şehir dışına çıkmak zorunda kaldım; bu da hem maddi hem de zamansal açıdan ek yük oluşturdu.
Zorluk düzeyleri eşit olan bu iki sınavın ücretlerinin de eşit olması gerektiğini düşünüyorum. Uzun vadede ise teknik altyapının güçlendirilmesi, başvuru sisteminin iyileştirilmesi ve sınav merkezlerinin yaygınlaştırılmasıyla birlikte yalnızca e-sınav uygulamasına geçilmesinin daha çağdaş ve işlevsel bir ölçme-değerlendirme süreci sağlayacağı kanaatindeyim.
Tıp Eğitiminde Dil Bariyeri: Süreklilik ve Maruz Kalmanın Önemi
Buğra Özel
Merhaba, ben Buğra. Benim İngilizce ile olan hikâyem aslında klasik bir Türk gencinden farksız. Üniversiteye geçmeden önce, lise ve ortaokul yıllarında hem okul sınavları için bire bir derslere...
Tıp Eğitiminde Dil Bariyeri: Süreklilik ve Maruz Kalmanın Önemi
Buğra Özel
Merhaba, ben Buğra. Benim İngilizce ile olan hikâyem aslında klasik bir Türk gencinden farksız. Üniversiteye geçmeden önce, lise ve ortaokul yıllarında hem okul sınavları için bire bir derslere gittim hem de yazları ailemin yönlendirmesiyle birçok kez dil kurslarına katıldım.
Üniversitede Çapa Tıp Fakültesi Türkçe Bölümü'nde okuduğum için tıp eğitiminin yoğunluğu nedeniyle dile ekstra vakit ayırmakta zorlanmam ve sürekli bir dil kursuna başlayıp bir noktada bırakma durumunun tekrar etmesi, motivasyonumu olumsuz etkiledi ve dile maruz kalma oranımı azalttı. Bu yüzden, Erasmus gibi bir süre yurt dışında yaşayıp dile doğrudan maruz kalmanın, dil gelişiminde çok etkili olduğu kanaatindeyim.
Tabii her tıbbiyelinin bu şansı olmayabilir; bu durumda olanlara, en azından dil seviyelerinin gerilemesini önlemek adına kendilerini ara ara bu dile maruz bırakmaya çalışmalarını öneririm. Çünkü günün sonunda kendi mesleğimiz için de çoğu kaynak İngilizce temelli ve meslek hayatımız adına İngilizcenin yeri çok kritik bir noktada. Bunun bilincinde olmamız gerektiği kanaatindeyim.