Yükleniyor...

Lütfen bekleyiniz, sayfa yükleniyor.

← Dil Yolculuklarına Dön

Fen Lisesinden YDT Başarısına: Stratejik Dil Çalışması ve Üniversite Tercihi

Deniz Akel

27 Mayıs 2026

Merhaba, ben Deniz Akel. İstanbul Üniversitesi İngilizce Mütercim ve Tercümanlık bölümü 3. sınıf öğrencisiyim. Aslında hikâyem, çoğu dil öğrencisinden biraz farklı başladı. Lise eğitimimin ilk iki yılını Fen Lisesi'nde tamamladım; ancak sayısal derslerin arasında kaybolmak yerine, asıl tutkum olan dil alanına yönelmek için radikal bir karar alarak 11. sınıfta Açık Öğretim Lisesi'ne geçiş yaptım. Dışarıdan bakıldığında riskli, hatta delilik gibi görünen bu karar, aslında benim için dönüm noktasıydı. Fen lisesinden gelen o analitik düşünme yapısını ve problem çözme yeteneğini dil öğrenimine entegre ettim. Açık lisenin bana tanıdığı esnek zamanı sadece test çözerek değil, kendimi dile maruz bırakarak değerlendirdim. Bu stratejik ve disiplinli çalışma temposunun meyvesini de YDT'de çıkan 80 sorunun tamamını doğru cevaplayarak, yani 80'de 80 yaparak aldım.

Sınava hazırlanırken çoğunuzun düştüğü "ne kadar çok soru çözersem o kadar iyi olurum" tuzağına da değinmek isterim; bu çok yanlış bir düşünce. Günde 1000 soru çözüp dönüp hatalarına bakmayan birisi, aynı hataları tekrar tekrar yapmaya mahkûmdur. Hâlbuki günde sadece 10 soru çözüp o 10 sorudaki hatalarının peşinden koşan ve neden yanlış yaptığını analiz eden biri, her gün üstüne koyarak ilerler. Unutmayın; bu bir gecede bitecek bir sprint değil, aylar süren bir maraton. İnanın bana, tek bir kronik hatanızı analiz edip çözmek, körü körüne onlarca deneme çözüp durmaktan çok daha değerlidir.

Bu süreçte edindiğim bir diğer hayati tecrübe ise dile yaklaşımınızla ilgilidir. İngilizce veya herhangi bir yabancı dil, asla Türkçe ile karşılaştırılarak öğrenilmez. Biz Türkçeyi konuşurken nasıl gramer kurallarını düşünmüyorsak, İngilizce de zihninizde o kadar doğal akmalı. Şöyle bir örnek vereyim: "Apple" dendiğinde aklınıza önce "Elma" kelimesi, sonra meyvenin görüntüsü gelmemeli. Tıpkı Türkçede olduğu gibi, kelimeyi duyduğunuz an zihninizde direkt o kırmızı meyve canlanmalı. Aradaki o "Türkçe çeviri" katmanını kaldırdığınızda beyniniz dili işlemeye değil, yaşamaya başlar. İşte o zaman sınav kâğıdındaki şıklar birer "soru" olmaktan çıkıp anlamlı cümlelere dönüşür.

Tabii her şey sınavı kazanmakla bitmiyor; üniversite kapısından girdiğinizde bambaşka gerçeklerle yüzleşiyorsunuz. Geriye dönüp baktığımda, "şimdiki aklım olsa" dediğim en büyük pişmanlığım üniversite tercih sürecimdir. Sadece üniversitenin köklü ismine odaklanıp ders içeriklerini ve müfredatın güncelliğini yeterince araştırmamıştım. Çeviri sektörü teknolojiyle, yapay zekâyla ve dijitalleşmeyle her gün evrilirken; akademik eğitimin bazen bu hızın gerisinde kalabildiğini gördüm. Eğer tekrar tercih yapacak olsam müfredatı sektöre daha entegre, teknolojik gelişmeleri ve yeni çeviri araçlarını yakından takip eden bir üniversiteyi önceliklendirirdim.

Akademik hayatla ilgili kulağınıza küpe olmasını istediğim bir diğer konu da not ortalamasıdır. Çoğu öğrenci "ilk sene gezerim, sonra toparlarım" der ama tecrübeyle sabittir ki; 1. sınıfta ortalamanızı yüksek tutarsanız o kredi sırtınızda bir zırh gibi sizi korur. Dersler zorlaşsa bile ortalamanız kolay kolay düşmez. Ancak düşük başlarsanız sonradan ne kadar çabalasanız da o ibreyi yukarı çekmek, yokuş yukarı koşmak gibidir.

Fakat üniversite sadece dersliklerden ibaret değil. Müfredatın eksik kaldığı noktaları fark ettiğimde durup beklemek yerine, "Kendi kendimin öğretmeni olmalıyım" dedim. Özellikle online oyunlara olan tutkum ve Formula 1 merakım benim için birer ders materyaline dönüştü. Sektördeki açığı görüp "Oyun Yerelleştirmesi" alanına yöneldim ve okulun vermediği pratik bilgiyi online sertifikalarla, sektör eğitimleriyle ve dışarıdan projelerle kapatmaya çalıştım. Ayrıca içe kapanık bir çevirmen olmak yerine, ESN (Erasmus Student Network) Existanbul şubesinde yönetim kurulunda görevler alarak sosyal kaslarımı güçlendirdim. Farklı kültürlerden insanlarla iletişim kurmak, bir dili bilmekle o dili yaşamak arasındaki farkı bana çok net gösterdi.

Bu yola çıkacak arkadaşlara son sözüm şudur: Korkmayın, risk almaktan ve hata yapmaktan çekinmeyin. İngilizceyi geçilmesi gereken bir ders veya sınav olarak değil; sizi dünyaya bağlayan, oyun oynarken, film izlerken veya kariyer inşa ederken size eşlik eden bir yol arkadaşı olarak görün. Bana ulaşmak için belirtilen adres üzerinden istediğiniz konu hakkında mail atabilirsiniz, elimden geldiğince yardımcı olurum. Hepinize kariyerlerinizde başarılar dilerim!

Aramak için yazmaya başlayın.